19 Mart 2007

Bisiklet Gezisi

Dünüm oldukça yorucu oldu desem yalan olmaz..
Dün Trakya Üniversitesi Bisiklet Topluluğu (TÜBİT)’nun her hafta sonu gerçekleştirdiği bisiklet gezilerinden biri vardı. Biz de yani Fotoğrafçılık Topluluğu, her hafta sonu kendi fotoğraf gezilerimizden birini Bisiklet Topluluğuna katılarak yapmaya karar verdik. Bu gezi beraber yaptığımız 2. gezi.. İlki geçen haftaydı ancak ben geçen haftaki geziye İzmir’de olmamdan dolayı katılamadım..
Neyse ben bugünkü gezimize döneyim.. Dünkü gezimiz Zübeyde Hanım Parkı’nda saat 10:00 sularında toplanmamız ile başladı.. Merkez’e bizi bekleyen ikinci grup da bize katılınca grubumuz tamamlandı ve yaklaşık 25 kişiydik.. Hedefimiz Değirmenyeni Köyü civarındaki şelale diye nitelendirilen bir akarsuya ulaşmaktı. Bu arada civarında dediğime bakmayın şelale köye çok da yakın değildi.. Henüz şehir merkezinde iken insanlar bize sanki uzaylıymışız gibi bakmaktaydı.. Bu durum şehir merkezini terk edene dek devam etti ki zaten şehir merkezinden çıkıp köye varana dek bize o gözle bakacak pek insanla karşılaşmadık.. Köye yaklaştığımızda dikkatimi çeken ilk şey köy girişindeki benzin istasyonuydu. Köyde benzin istasyonunu ilk defa görüyordum. Sonra ben ve Muhammed (fotoğrafçılık topluluğundandır kendileri) fotoğraf çeke çeke gittiğimiz için en arkada kalmıştık. Köye yaklaştıkça köyün girişindeki üzerinde yazılar bulunan taşlar dikkatimi çekti. İlk önce bunların mezar taşı olabileceği aklıma gelmişti ama taşların sadece 4 tane olması, köy girişinde olması, herhangi mezar ibaresi de olmayınca bisikletlerimizin frenlerine asıldık ve durduk. Ve gördük ki taşların üzerindeki yazıların en üstünde “EL-HAC” yazmaktaydı. O an anladım bu taşların ne olduğunu. Daha önce de duyduğum ama görmediğim hacca gidenlerin hacca ne zaman gittiklerini falan yazdıkları taşlardı bunlar.. İlginç. Neyse köye varınca köy kahvesinde oturup ayran, çay, bisküvi vs. vs. yedik içtik.. Ortam güzeldi.. Geçen hafta da bisiklet topluluğu gezisi güzergahındaki bu kahvede oturmuş olduğu için, artık yabancı değildik köylü için.. J Kahve molasından sonra yanımızdan akan nehirle birlikte şelaleye(!) ulaştık.. Zaten Edirne’de başka nasıl şelale olabilirdi ki, dümdüz yer arasıra yolumuza çıkan rampalar hariç.. J Şelaleye vardığımızda saat 14:00’a yaklaşmaktaydı. Şelalede yalnız değildik: Balık tutanlar, kafayı çekmeye gelenler, piknik yapmaya gelenler vs. vs… Biz de bu güzel mekandan faydalanarak serildik çimenlere, top oynadık, fotoğraf çektik, bla bla bla..
Saat 15:15 gibi dönmeye karar verdik ve tekrar yola koyulduk. Ben ve Muhammed yine en arkadaydık ama bu sefer bize eşlik eden Ali ve Duygu da vardı.. Köye doğru yol alırken yol kenarında bir tarlada oturmuş sarımsak eken teyzeler gözümüze çarptı. Esas amacı fotoğraf çekmek olan bizlerin bu kareyi kaçırmamamız gerekiyodu. Hemen yanlarına gidip sohbet etmeye başladık ve bir iki kare çekip yolumuza devam ettik. Bu arada Muhammed teyzelerin ikramı sarımsağı geri çevirmedi.. Afiyet olsun.. Köye vardığımızda millet çoktan kahveye kurulmuştu. Ali kahveye; ben, Muhammed ve Duygu da Muhammed’in öğlen tanıştıkları küçük İlayda ve ailesinin yanına gittik. İlayda’nın ninesi bize ekmek yapmış.. İlayda’nın ninesine ve dedesine “iyi akşamlar” deyip kahveye döndük ve sıcacık ekmeği kimisi ayranla (mesela ben) kimisi çayla midesine indirdi.. Kahvede otururken İlayda da yanımıza gelince İlayda’nın portrelik bakışlarını kaçırmadım ve hemen kareledim..
Kahveden de ayrılıp artık eve dönme vakti gelmişti. Tekrar yola koyulduk. Yolda bir iki duraklayıp dinlendik. Dönüşte aşikar olan bir şey vardı ki hepimiz yorulmuştuk..
Sonuç olarak gayet güzel bir geziydi verdiğimiz bir gazi dışında. Bir arkadaşımız bisikletinden düşüp dizini yaralamış (olayı görmedim), o arkadaşın düştüğü yerde yine bir başka arkadaş daha düştü ama o yaralanmadan atlattı ufak kazasını…
Güzel ve yorucu bir günün ardında eve geldiğim gibi attım kendimi yatağa..