20 Temmuz 2008

fotoğrafıma dokunma!..

Maliye bakanlığı, 01 Temmuz 2008 tarihinden itibaren geçerli olmak şartıyla fotoğraf makinelerine %20 ÖTV getirdi. ÖTV'nin gerekçesi 2010 İstanbul'un Avrupa Kültür seçilmesine fon sağlanması. Bu ne demek oluyor?
Dünyada bir çok ülkeye göre en pahalısını kullandığımız ürünlere bir yenisinin daha eklenmesi.
Bir sanat aracı vergilendirilerek bir kültür etkinliğinin finanse edilmesi
Kullanıcıların garantisiz ürün almaya itilerek mağdur olması.
Resmi yollarından ithalat yerine bavul ticaretinin desteklenmesi.
Sermayenin kayıt dışına kayması ve vergi kaybı.
Ben bir fotoğrafçıyım. Ama amatör, ama meraklı, ama sanat, ama profesyonel, ama meslek icabı.. Sonuçta ben bir fotoğrafçıyım. Benim için fotoğraf çekmek hobi ya da ekmek parası.. Benim işimi, ekmeğimi, hobimi elimden almak istiyorlar. Hangi sanat dalında var ki "Özel Tüketim Vergisi"!
Şimdi ben bir fotoğraf sevdalısı olarak bunca vergiyle nasıl başa çıkacağım. Ya bu vergileri verip sadece bir kereye özel fotoğraf makinesi alacağım ve bununla bir ömür geçireceğim, ya yurtdışına çıkan arkadaşlara eşe dosta rica edeceğim, ya da kaçak getirenlerin eline düşeceğim... Tabi yurtdışından gayri resmi yollarla gelen ürünlerin hiçbirinde garanti belgesi olmadığı için herhangi bir aksaklıkta gene mağdur olacağım.
Sayın devlet büyüklerim... Her şey için vergi ödüyorum zaten. Lütfen benim işime, hobime, sanatıma dokunma. Ben fotoğraf çekmek istiyorum. Anı ölümsüzleştirmek, güzellikleri paylaşmak için FOTOĞRAF ÇEKMEK İSTİYORUM...
Lütfen FOTOĞRAFIMA DOKUNMA!

19 Temmuz 2008

malatya'08, nemrut dağı ve yayla..

Yaz tatillerimizin rutinlerinden Malatya sıla-i rahimimizi de yaptık.. Muğla'dan amcamlarla birlikte 2 arabayla gittik Malatya'ya her zamanki gibi tek günde.. Babama ne kadar o kadar yolu tek başına gitmen zor yardım edeyim dediysem de gidişte yardım istemedi pek..
Malatya'da bu sene önceki senelerden farklı olarak ben bir gece yayla'da Nemrut Dağı'nın eteklerinde kaldım.. Elektriğin olmadığı lüks lambalarla aydınlatılan taş evler.. Güzel mekanlar ama orada 1-2 ay kalmak zor olsa gerek.. Rüzgarın zaman zaman sert esmesi zor anlar yaşattı bana açıkçası.. Ağzımıza burnumuza kum dolmasını geçtim Nemrut Dağı'na amcamla çıktığımızda arabadan çıkar çıkmaz gözlüğüm uçtu.. Gözlük hafif olunca uçması da olağan olabiliyo.. :) Gözlük uçtuktan sonra ben bi an umudu kestim gözlükten ama esen sert rüzgarın yere yakın yerlerde çok şiddetli olmaması ve yerde duran plastik çatalın rüzgarda olduğu yerde kalması umutlandırmıştı beni.. Amcam ben ve yayladan bizimle beraber gelen yeğenlerimle aramaya başladık gözlüğümü. Bi de üstüne plastik çatalla deney yaptık. Arabanın üzerinden bıraktığımız çatalın rüzgarla nereye gittiğine baktık ve nihayet gözlüğümü buldum.. :) Bu sıralarda Nemrut Dağı'nı bir an önce gezmek için çırpınan ufaklıklar "Bişey olmaz abi Malatya'ya gidince yenisini alırsın" diyolardı.. Kasap et derdinde, koyun can derdinde.. :)
Nemrut Dağı'na 7 yıldan sonra tekrar çıkmış oldum bu sene.. Nemrut Dağı'nın iyi bir restorasyon çalışmasından geçmesinin gerektiğini benle birlikte Nemrut Dağı Milli Parkı'nı gezen herkes düşünüyodur herhalde..
Nemrut Dağı'nı gezdikten sonra yaylanın ufaklıkları bizi yaylalarını gezdirdi.. Yayla halkının verdiği isimler olsa gerek çevredeki taş tepelerin, mağaraların isimleri var.. Tam yazılışlarını bilemiyorum ama okunuşuyla "Kri Şkafti Poşe" isimli bir ufak tefek mağaraları var. Kri Şkafti Poşe'nin Türkçe manası Paşa Taşı Mağarası.. Kri: Taş, Şkaft: Mağara, Poşe: Paşa.. "Kuskha Barkhun" güneş tepedeyken taşların gölge yaptığı bir yer.. Çocuklar, gençler zaman zaman oraya gidip oturuyorlarmış.. "Kunbarf"lar ise kar kuyuları ya da tam manasıyla kar kuyuları.. Kun: Delik, Barf: Kar..
Yayla da biri büyük biri küçük futbol sahası da var.. :) Direkleri taşla belirlenmiş olan bu sahalarda çocuklar neredeyse en büyük eğlenceleri olan futbolu oynular.. Bize de maç teklifi getirdiler ama ayakkabım futbol oynamaya müsait değildi.. :)
"Kunbarf"lardan sadece birine içerisinde kar kalana gittik.. Gidişi oldukça meşakkatliydi deşen yalan olmaz hani.. Kışın yağan karların erirken beraberinde erittikleri kayalar keskin kenarlarıyla zaten zor olan gidiş yolunu iyice zorlaştırıyor.. Kar kuyusunda biz kar görebilecek kadar ileriye gidemedik.. Bize rehberlik eden yeğenim Cebrail ve arkadaşı kar kuyusunun ilerisindeki küçük bir delikten geçip iki çuval kar ile geri göndü.. Biz de evde kara pekmez ekleyip yedik.. Harikaydı.. Zaten kar şerbetini de çok severim.. Bi de special yaptık.. Pekmezin yanına ben biraz da Cappy %100 portakal suyu ekledim.. Fena da olmadı hani.. :)
Yayla macerası güzeldi yani..
Malatya dönüşümüzde yine sabah erkenden 6 sularında çıktık yola.. Kahvaltımızı Kayseri'de olan abimin evinde yaptık.. Bi 3 saat orada kalıp tekrar yola çıktık.. Dönüş yolunda Konya'dan sonra babam arabayı verdi artık.. Dönüşümlü kullandık hava kararınca.. Bi 350-400km. kullandım toplamda.. Gece 03:30 sularında yorucu yolculuğumuz sona ermişti nihayet..

10 Temmuz 2008

bu sene tatilin adresi: datça..

Bu sene önceki senelerden farklı olarak tatil için Datça'daydık.. Biraz mecburen oldu ama gayet güzel bir 3 gündü.. Ekincik'te yer bulamayınca alternatif tatil mekanları aramaya başladık ve Datça'da küçük, kendi halinde, güzel bir pansiyon olan Ova Pansiyon'u bulduk..
Bu seneki tatil mekanımızla Ekincik'teki standartlaşmış tatillerimizi karşılaştıracak olursak her ikisininde kendine göre eksileri ve artıları vardı tabi.. Ekincik'te oteller daha organize doğal olarak ama Datça'da tatil yaptığımız yer küçük olduğu için daha bizbizeydik.. Pansiyonun sahibi olan ailenin ufaklıklarınd
an Berfin durmaksızın bizi soru yağmuruna tutuyordu: Neden hep siyah giyiyorsunuz?, Neden böyle?, Neden şöyle? :)) Bir diğer ufaklık Ada ise objektiften kaçan ürkek tavırlarının yanısıra ben kız değilim, Ada'yım demesiyle çok şirin bir kızdı.. :) Bir de Minnoş vardı.. :) Kedileri.. Oldukça sırnaşık bir kedi olan Minnoş yemek sırasında masanın altında ayaklarımıza sürtüne sürtüne dolaşıp duruyordu.. Oldukça da hareketliydi.. Böcekleri yakalayıp yakalayıp onları futbol topuymuşçasına oynamasını izlemek oldukça zevkliydi.. :) Hareketli olduğu kadar uyuşuk olan kedimiz her an heryerde uyuyor olabiliyordu.. :) Özellikle oturmak için çektiğimiz bir sandelyenin üzerinde.. :)

Pansiyonda bulunan kablosuz internet ve sınırsız çay imkanı güzel şeylerdi.. :)
Zemini taşlı olan sahil kum olsaydı çok daha güzel olabilirdi tabi ama deniz temiz ve güzeldi. Tuz oranı Ekincik'e nazaran biraz fazlaydı ki denizden çıktıktan sonra üzerimizde kalan tuzları görmek için çaba sarfetmeye gerek yoktu.. :) Bu sene denizde eğlence deneyimimizi amcamın makarnaları ile artırdık.. Makarnaları kullanarak denize açıldığımız vakitlerde amcam ve Musa benden daha rahatlardı.. Malum yağ oranlarımız bir değil.. Amcam istesede batamıyodu zaten.. :D
Tatillerimizin bir diğer vazgeçilmezi tabiki tabu.. Bu sene tabu eğlencemizde de bir adım ileri gittik: Tabu XL :) Amcamı ve Gülcan Ablamı oynamak için zor ikna ettiysek de oyuna başlayınca ikisi de birden isteksiz tavırlarından sıyrıldılar ama bu onların (Amcam, Gülcan Ablam, Ömer) yenilmesine engel olamadı.. Hem de az buz bi farkla değil.. :D Benim bulunduğum grup hep mi kazanmak zordunda.. :P
Güzel bir deniz odaklı tatili daha geride bıraktık.. Bu sene abim bizimle birlikte değildi.. Malum intern doktor olmak kolay değil.. Benim de son ailecek tatillerim bunlar.. Muhtemelen bir de seneye olur.. Sonrası... :(
Bu son fırsatları iyi değerlendirmek lazım.. :)
Bu sefer pek iyi kareler yakalayamamış olsamda kendimce fotoğraf arşivime yenilerini kattım.. ------------------------>