13 Aralık 2008

kıyı ege gezimiz..

Bizim gibi kalabalık ailelerde alışılmışın dışında 3 kişi ile 2 günlüğüne bir geziye çıktık bayramın 3. ve 4. günleri.. Genelde ayak bağı olan ufaklıklar olmaksızın babam, kardeşim Ömer ve ben 2 günlük gezimizde Muğla'dan yola çıkıp Milas, Didim, Kuşadası, İzmir, Bergama, Ayvalık, Edremit istikametindeki gezilecek görülecek yerleri gezdik.. Gidilecek ilçelerin belirlenmesi dışında pek planlı bir gezi değildi.. Aklımızda elbette görmek istediğimiz yerler vardı ama zaman zaman gördüğümüz kahverengi tabelaları da takip ettik.. :) Gezdiğimiz yerlerin tarihi ayrıntısına pek girmeden gezimizi kısaca anlatayım:
Muğla'dan bayramın 3. günü yani çarşamba sabahı saat 08:30'da yola çıktık.. İlk durağımız Milas'tı.. Milas'ta Labranda Antik Şehri'ne gittik. Yüksekçe bir yere kurulmuş olan Labranda Antik Şehri daha çok zamanının yönetim merkeziymiş galiba.. Muhtemelen halk daha aşağılarda yaşıyormuş.. Yüksek konumu muhtemelen olası düşman saldırılarını daha rahat bir şekilde görülebilmesine de olanak sağlamış olmalı..
Labranda'dan sonraki durağımız ise Didim idi.. Önce Altınkum'a inip sahilde biraz yürüdük, oturduk, havanın tadını çıkardık.. Altınkum plajındaki gezintimizin ardından Apollon Tapınağı tabelalarını takip ederekten Didim Belediyesinin logosunu da oluşturan iki dev sütunun ayakta kaldığı Apollon Tapınağı'nı da gezdik.. Meşhur Medusa başı da burada sergilenmekteydi..
Gezimiz süresince gittiğimiz her müzede para ödememek amacıyla geçici müze kartlarımızı Apollon Tapınağı gişesinden çıkarttık..
Yine Didim'de Milet Antik Şehri'ne gittiğimizde devasa bir antik tiyatro ile karşılaştık.. Orada verilen bilgilere göre tiyatro 15000 kişilikmiş.. Gerçekten oldukça büyük olan bu tiyatro oldukça iyi korunmuş bir şekilde günümüze kadar gelmiş.. Burada dikkatimizi çeken ilk şey tiyatronun oturaklarının alışılmışın dışında mermer işlemeli olmasıydı.. Miletteki bi antik şehir kurulduğunda denize komşuymuş ancak denizin zamanla kumla dolması bu antik şehrin önemini kaybetmesine neden olmuş..
Sıradaki gezi durağımız Kuşadası idi.. Kuşadasına giderken yemek yemek için durduğumuz Değirmen Restaurant benden 10 üzerinden 10 aldı.. :) Gerek mekan, gerek hizmet, gerekse yemekleriyle 10 numaraydı ama aynı zamanda fiyatları da bayağı tuzluydu.. :) Kuşadası'nda Zeus'un mağarasını da gördükten sonra Kuşadası'nda da bi sahil gezintisi yaptık ve geceyi geçirmek için Bergama'ya doğru yola çıktık.. Güzergahımız üzerindeki İzmir'de Forum Bornova'ya da uğramamak olmazdı hani.. Ömer efendi kendine bişeyler bakacaktı ama beyfendi babamın yanımızda olma fırsatını geri teperek dolaştığımız onca mağazadan eli boş ayrıldı..
Bergama'ya vardığımızda kalmak için otel aradık kendimize.. Bulduğumuz iki üç yıldızlı otel arasında bi seçim yapıp kaldığımız otel ortalama bir oteldi.. Fena değildi yani..
Sabah güzel bir kahvaltının akabinde gezimize kaldığımız yerden devam ettik.. Benim özellikle merak ettiğim Bergama'daki Akropol'e giderken Bazilika'nın yani Kızıl Avlu'nun yanından geçerken orayı da görmemek olmazdı..
Akropol yüksek bir tepeye kurulmuş günümüz Bergama'sını yukarıdan seyreden bir antik şehir.. Yamaca kurulmuş oldukça büyük bir amfi tiyatrosuyla, harika işlemelerin nakşedilmiş olduğu yapılarıyla gerçekten mutlaka görülmesi bir tarihi mekan.. Bu mekanda bol bol fotoğraf çektikten ve çekildikten sonra burayı da terkettik.. Bu arada Geçici Müze Kartlarımızı da burada asılları ile değiştirdik.. Gişede hemen basılan kartlara fotoğraflar kimliklerden taranarak koyuluyordu.. Ben ve Ömer nüfus cüzdanlarımızdaki fotoğraflarımızla Müze Kartlarımızı çıkarırken babamın Müze Kartına babam ehliyetini verince 20 yıl evvel çekilmiş bir fotoğrafı basıldı.. :)
Akropol'den sonraki gezi durağımız Ayvalık idi.. Ayvalık'ı bir tatil beldesi olarak oldukça sık duymamız hasebiyle bayağı merak ediyorduk.. Ayvalık gerçekten hoş bir yerdi.. Gerçekten tatil için güzel bir seçim olabilir.. Bu arada öğrendikki Türkiye'nin ilk boğaz köprüsü de Ayvalık'ta yapılmış.. En azından köprünün başında öyle yazıyo.. :) Ayvalık'ta kendisini deniz kenarında oturmuş birşeylerle uğraşırken gördüğümüz amcayla yaptığımız kısa muhabbetimizde deniz kestanelerinin içinin yendiğini öğrendik.. Muzaffer Amca da denizden çıkardığı kestaneleri ikiye ayırıp içlerini toplayıp satıyormuş.. Sabır isteyen oldukça meşakkatli bir iş..
Hep duyduğumuz meşhur Ayvalık tostununu Ayvalık'ta yemek istedik ancak park edecek uygun bir yer bulamayınca mecburen vazgeçtik bu sevdadan.. Ortalık ana baba günü olunca ve bizim araba da 5 metre olunca park yeri bulmak oldukça zordu gerçekten..
Ayvalık'tan sonraki durağımız Edremit idi.. Edremit'i de Ayvalık gibi bir tatil beldesi olarak bekliyordum açıkçası ama öyle değildi gördüğümüz kadarıyla.. Biraz hayal kırıklığı oldu ama Edremit'e yakın bir yerleşim yeri olan Akçay aklımızdan geçen Edremit'in aslında kendisinde olduğunu gösterdi bize.. Akçay'da balık restaurant'ında yediğimiz akşam yemeğimizden sonra geri dönüş yolculuğu da başlamış oldu.. Akşam 5 gibi Muğla'ya doğru yola çıktık.. Ve 10-11 sularında evdeydik.. Güzel geçen bu tarzda az kişiyle yaptığımız gezimiz burada sonlanmış oldu.. :)