12 Aralık 2009

küçük şair..

Ailemizin küçük şairi kuzen Rana şiirlerini blogundan paylaşmaya başladı :) Heyecanla yeni şiirlerini bekliyoruz küçük şairimizden :)
Küçük şairin şiirlerine bakın derim ben ;)

1 Aralık 2009

kalp heykeli

Türk Kardiyoloji Derneği'nin, Nobel İlaç'ın desteğiyle 24.Ulusal Kardiyoloji Kongresi'nde doktorların katılımıyla yaptırdığı "Kalp Heykeli" Şişli Evlendirme Dairesi önündeki parkta Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül'ün katılımıyla açıldı(mış).. (Yaklaşık 1 yıl önce açılmış ama blogumda yer alması bugüne nasipmiş :))

Ben kaligrafik isim çalışmamla ve abim de renkli (kiraz&SJ) çalışmasıyla "Kalp Heykeli"ndenki yerimizi aldık. İnterneti aradım taradım ama bu fotoğraftan başka kalp heykelinin bizim çalışmalarımızın bulunduğu tarafın başka fotoğrafını bulamadım.. Bu fotoğrafta da çalışmalarımızı heykelin renk cümbüşünün içinde bulmak biraz zor oldu. Ben de çalışmalarımızın olduğu yeri daha belirgin hale getirebilmek adına fotoğrafa müdahalede bulunmam gerektiğini hissettim :) Neyse, bu kadar laf kalabalığının ardından, söz konusu çalışmalarımız ise fotoğraftaki renkli alanın ortasında, mavi Fred Çakmaktaş kellesinin altında..

31 Ekim 2009

Trakya V.Ulusal Tıp Öğrenci Kongresi: Endokrin Hastalıklar ve Diyabet

23-25 Ekim 2009 tarihlerinde uzun zamandır çalıştığımız kongremizi gerçekleştirdik. 18 üniversiteden misafirimiz olan yaklaşık 100 arkadaşımızla birlikte oldukça güzel vakit geçirdik. Emeğimizin karşılığını katılımcılarımızdan aldığımız güzel geri bildirimlerle ve yüzlerdeki gülümsemelerle aldık :) Prof.Dr.Hüsrev HATEMİ Hocamızın ve Dr.Ratip KAZANCIGİL Hocamızın şeref verdiği kongremizde gerek bilimsel programımız gerekse sosyal programımız bizi tatmin etti doğrusu. Güzel bir iş çıkardık diye düşünüyorum :) Aldığımız geri bildirimler de bu doğrultuda olunca ayrı bir mutlu olduk :) Kongre öncesi son çalışmalarda ve kongrede yorulduk ama bu tatlı yorgunluğa da değdi doğrusu :)
Sosyal programımız çerçevesinde Selimiye Camii, Sultan II.Bayezid Külliyesi ve Sarayiçi'ni de konuklarımıza gezdirdik ve güzel vakitlerin geçirildiği bu zaman diliminin sonunda konuklarımızı Edirne'mizden uğurladık..
Katılan tüm arkadaşlarımıza teşekkürlerimi sunarım :)

27 Eylül 2009

27 eylül dünya kalp günü

Ayakkabı numaranı biliyorsun, boyunu ne kadar, kaç yaşındasın hepsi aklında, banka şifren ve cep telefonun da..
Peki hayatını değiştirebilecek en önemli sayıları biliyor musun?
Kalp hastalıkları yüzünden ülkemizde her 2,5 dakikada bir insan hayatını kaybediyor..
Kolesterolünü ve tansiyonunu düzenli ölçtürüp, kilonu kontrol altında tutarak kalp hastalıkları riskini azaltmak senin elinde..

21 Eylül 2009

bir hastadan doktoruna şiir :)

"Kalp Uzman Şahin Aydın Beye Allahdan Başarılar dilerim..

Sayın Aydın kendini benzediyor dosta
Böylece kimseyi koymuyor yasta
Yetişiyor Şahin Bey son nefeste
Kendilerine Allahdan başarılar

Şahin Bey hastalara kolkanat açıyor
Hastalara şahin gibi uçuyor
Sayın Aydın güzellik saçıyor
Şahin Bey hastalığı anında seçiyor
Böylece hastalıkların önüne geçiyor

Uzmanın çalışması arı karınca
Şahin Bey hastayı görünce
Sayın Aydın düşünüyor derince
Doğru çıkıyor teşhisi verince
Bilinçli doktora maşallah

Şahin Bey dünya için FEDAKÂR
Doktor Beyden herkes yapıyor KÂR
Değerli Aydına kimse yapmaz İNKÂR
Şahin Beyden yapılmaz EFKÂR
Doktorumuza başarılar Osman ŞAVKAR

Uzmanımız yazdıklarım başarılarınıza yetmez

Kalp canlılarda can evi
Doktor Bey yapıyor iyi ödevi
Şahin Bey hastaya gösteriyor sevi
Maşallah Doktora
Şahin Bey dünyaya açıyor sesini
Doktor Bey dinliyor kalbin sesini
Açıyor göğüs kafesini
O zaman hasta alıyor nefesini
Cana can katan Doktora maşallah"

4 Eylül 2009

göğüs hastalıkları stajında başından geçen küçük bir kesit :)

Göğüs hastalıkları stajımı alırken stajı alan her öğrenciye birer hasta odası verildi ve o odalardaki hastaları takip etmemiz istendi. Bir gün odama yatan yeni bir hastanın anamnezini (hastalık hikayesi) almadan önce bi hastanın asistan doktorlar tarafından hazırlanan hasta dosyasına göz attım. Hastam dosyasında yazdığına göre 30 yıl boyunca günde 2 paket sigara içmiş. Ben de amcaya döndüm ve "Amcacım amma da çok sigara içmişsin ya. Naptın kendine böyle dedim". O sırada yanında olan eşi de amcaya dönüp "Bak gördün mü nasılda bi bakışta anladı senin çok sigara içtiğini. Bu öğrenciler işte bunun için eğitim alıyo. Hastalıkları anlamak için az mı eğitim alıyolar." dedi. :) Tabi ben durumu çaktırmadım, demedim dosyada yazıyo diye :D Artık o teyzenin gözünde ben iyi doktordum :) Zaten hasta serviste yattığı sürede hep çok sevdiler beni :D

26 Temmuz 2009

bir hastanın kendi kaleminden anamnezi

"Sayın Toktorum konuşmam biraz kıt ve çekingen biri olduyum için size rahatsıslığımı yazı ile anlatmak istedem. Samanınısı alacagım için şimdiden üsür dilerim. Doktorum ben bu rahatsıslıgı 17 yaşınden bari hisediyorum ve yaşıyorum ben 17 yaşlarında mevsimlerden mayıs ayıydı bir şeyden çok korktum ve o zaman bana bir tirti bir yanma geldi kendimi kaynar suyun içinde buldum birde evlenim bir çoğum oldu olduktan sonra bir daha çoğum olmadı ben bir kadın dağuma gitim o bana doğum kontorola ilgili bir hap yazdı ben o hapı aldım şöyle kulandım hapın üzerinde 3 carpı yazıyordu ben o hapı günde 3 dane atım yani yutum ben o zaman çok böyle çok rahatsız oldum duktorlar bu sinir ama cok fazla bunun bir nedeni olmalı diye beni ismire guvatır ölçümüne gönderdi Guvatırdan ileri geldiyini söyledi o hap Guvatırı sınıra getirmiş dedi Amaliyat olacak oldum yatışlar oldu gitim Amaliyat edecek doktor sende Guvatır yok deye Amaliyat etmedi peki nedir benim çektiyim bilmek istiyorum Artık son Noktaya geldim çekebiyorum çok rahatsısım ben rahatsısım diyemiyorum beni Asarlıyorlar kendin yaratıyorsun hastalıgı evam ediyorsun deye bana basıkı yapıyorlar ben çok çekingen içine kapanık Haksızlıgı sevmeyen birisiyim Hasızlıgı kaldıramıyorum ben birşey yaşıyorum ama ne yaşıyorum bilmiyorum çok rahatsızım kedimi öldürmemek için sor tutuyorum Hep sabırla yaşıyorum ve yaşadım Artık güçüm kalmadı yani saprım kalmadı hiçmi yok benim Hastalıyımın caresi. bilasa ben bu Hastalıgı bahar Aylarında yaşıyorum bıktım Artık bu Hastalıgı yasamaktan olmuyorumda ölmiyorumda çekmesi çok sor geliyor önçeleri izmirde bir toktora gidiyordum onun hapları bana iyi geliyordu onun haplarını kulandıgım zanan ben bu Hastalıgı 10 yılda 5 yılda bir yaşıyordum Kandın hastalıklarından Amaliyat oldum 6 yıl önçe Menopoza Amaliyatla girdim ondan sonra Hastalığım dahada Artı Ne olur doktorum yabu bunun çaresi çok cirkin bir rahatsızlık cekiyorum saprım biti Artık çekemiyorum kendimi hiç mi hiç iyi hisetmiyorum eyer Guvatırdansa Amaliyat olmak istiyorum evet panik Atak vardır onu kopul ediyorum ama inanki ölümden korkmuyorum bu hastalığı yaşamak çok sor geldi elerim tutbuyor evimin işini yapamıyorum yapamadıgım zamda çok üzülüyorum herşey yeri yerine yapan bir insanım ama böyle Hastalanınca perişan oluyorum bu durum beni çok üzüyor Gülmek istiyorum Gülemiyorum Aglamak istiyorum Aglayamıyorum Yemek içmekten kesiliyorum bazen Gücüm hic kalmıyor bazede koşmak istiyorum bir gün kendimi biraz iyi hisediyorum bir gün iyi hisetmiyorum çok ditirti oluyorum duvarlara baktığım zaman puvan puvan ısık yanıyor gibi oluyor Ayileme söylediyim zaman bana Alay ediyorlar beni çak bu çok üzüyor ben ne yapayım bu durumda doktorum bana söylerseniz çok munnun olurum benim hastalıgıma care bulursanıs size kalmim her Atşında duva etecektir inanın bunu yaşamak istemiyorum bu hastalıgı Ardık Amaliyat olacaksam olayım pikalacikse Tedavi göreyim Ne Olur beni kortarın bu Hstalıktan en cok canım sıkan birşey olnca bu hastalıgı daha çok yaşıyorum."

Not: Hastanın yazdıkları harfiyen aktarılmıştır. Noktası noktasına aktarılmıştır yazacaktım ama zaten topu topu 2-3 tane nokta var :)

21 Temmuz 2009

tıpta uzmanlık süreleri değişti

18 Temmuz'da Resmi Gazete'de yayınlanan "Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği"ne göre tıpta uzmanlık süreleri değişti, diş hekimliğine de 6 uzmanlık dalı ve diş hekimliği uzmanlık sınavı (DUS) getirildi.
Tıpta uzmanlık süreleri genel anlamda kısaltıldı. Cerrahi branşların eğitim süreleri 5 yıl olarak belirlenirken, Dahiliye, Çocuk Hastalıkları, Kardiyoloji gibi 5 yıllık uzmanlıklar 4 yıla indirildi. Ana dal ve yan dal toplam eğitim süresi 7 sene olacak şekilde 4 yıllık uzmanlık branşlarının yan dalları 3 sene, 5 yıllık uzmanlık branşlarının yan dalları ise 2 sene olarak belirlendi.
Yönetmelikte bazı dalların isimleri değişirken yeni yan dallar getirildi.
Diş hekimlerine uygulanacak olan DUS ile diş hekimleri de 6 dalda uzmanlık yapabilecekler: Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi (4 yıl), Ortodonti (4 yıl), Endodonti (3 yıl), Periodontoloji (3 yıl), Pedodonti (3 yıl), Protetik Diş Tedavisi (3 yıl).

Yönetmeliğin tamamını okumak için tıklayınız..

17 Temmuz 2009

"Seni Seviyorum" diyemeyenlere güzel bir yazı

Zaman Gazetesi'nden Mustafa Ulusoy'un güzel bir yazısını buradan paylaşmak istiyorum:

"Seni sevdiğimi söylememe ne gerek var"

Kadın dertli. Kocasından. Adam da karısının dertlenmesinden. Kadın ısrarcı. Adama gına gelmiş aynı şeyi duymaktan. "Ne gerek var ki! Tutturmuş bir beni sevdiğini söyle diye.
Kadın bir kere kafasına koymuş, ölmek var dönmek yok. İllaki duyacak o 'seni seviyorum' lafını. Kadın mizacı işte. Ee haklı da. "Nişanlıyken birkaç sefer söylemişti. Şimdi de duymak istiyorum." Yerini yurdunu onun gözüyle görmek istiyor. Yetmez, duymak da istiyor. "Yoksa niye evlendik ki?" Hakikaten insanlar neden evlenir? Tek başına hayatın zor olmasından mı? Birlikte yaşamanın zorluğuyla hiçbir şey aşık atamaz halbuki. Ee o zaman. Sevdiğinin gözüyle varlığına bakmak şöyle bir. Sevdiğinin sözleriyle bakmak varoluşuna şöyle bir.
Adamın ısrarcılıkta karısından aşağı kalır yanı yok. "Akşama kadar didiniyorum. Onca sorunla boğuşuyorum, karım ve çocuklarım için üç kuruş kazanmak uğruna. Bu, onları sevdiğimin göstergesi değil mi?" Haksız mı? Değil. Doğru mu söylediği? Eksik bir doğru. Bazen eksik doğrular yanlışlardan daha sorunludur.
Duymak. Sesleri. Bir anlam ifade eden sözlerse seslerin en güzeli. Gözlerimizle gördüğümüzü kulaklarımızla da duymak. Kadının istediği bu. Kocasının kendini sevdiğini görüyor. Halinden, hareketlerinden, davranışlarından bunu anlıyor, tamam. Ama duymak da istiyor. Bu ise adama fuzuli geliyor. "Söze ne hacet. Haller yetmiyor mu?" Yok, adamın açıklamasını tatmin edici bulmuyorum. Asıl mesele duygularını ifade ederken çok zorlanması. Bunu karısına itiraf edemiyor. İşin içinde biraz da erkeklik gururu var. Küçüklükten itibaren duygularımızı ifade etmeyi öğrenmezsek sonraları bu, uyuşturmadan dişimizi kerpetenle çektirmekten daha zordur.
Bir kadının bir adamın tarafına salınıp, her ikisinin tarafından da bakmaya çalışıyorum. Kadın haklı, adamın işiyse zor. Bu topraklarda duyguların ifadesinin öğrenilerek edinildiği pek akla gelmez. Duyguları ifade etmek bir tek insana özgüdür. Envai çeşit duygular yaşarız. Saymakla bitmez. Zaten saymamalı. Ne gerek var. Kalbe dolan neyse yaşamalı ve gerektiğinde de ifade etmeli. Bazen de ifşa etmeli. Aşkın ifşası gibi. "Seni ne kadar sevdiğimi bilemezsin be adam, diye adeta haykırdım bir gün. Nişanlıydık. Baktım ondan hiç ses seda yok, patladım." Adam hem şaşkın hem sevinçlidir. Üzerinden büyük bir yük kalkmıştır. Sonra yine sus pus. "Evlenmeden önce beni sevip sevmediğini ağzından kerpetenle söküp aldım. Kaç hafta bekledim durdum, be adam, sen de seviyorsan söylesene. Sevdiğini söylemek kadınların işi mi bu memlekette." Yok hayır. Erkeklere haksızlık etmeyelim. Duygularını ifade etmekte zorlanan çoğunlukla erkeklerse de bu erkeklere mahsus değil. Bu konuda cimri davranan nice kadın da var.
"Ben Yaratıcı değilim ki, senin kalbinde olan biteni bileyim. Bana duyurmalısın. Bizzat ağzından seni seviyorum sözünü duymaya ihtiyacım var."
Kadın farkında olmadan sanki bana bir pas atıyor ve ben adamın kalesinin önündeyim. "Bu çok güzel bir nokta. Söz Yaratıcı'dan açılmışken" diye başlıyorum. "O mutlak ilmiyle bizim kalbimizden olan gizli saklı her şeyi bildiği halde, bunları söze de dökmemizi istiyor. Namazı düşünün. Sûre ve duaları içimizden değil, kendimiz duyacağımız şekilde okumamız isteniyor. Yine Kur'an, Yaratıcı'nın kelamı yani konuşmasıdır. Düşünsenize O bizimle konuşuyor. Bizi sevdiğini söylüyor. Sonsuz merhametini ve şefkatini sözle aktarıyor."
Kadının gözleri sevinçle parlıyor. Sözün gücüne dair ikna edici birkaç şey daha söyleseniz der gibi de bakarak. Okuduğumda çok etkilendiğim bir olayı naklediyorum: Bir sahabe, Efendimiz'e gelir ve "Şu giden sahabeyi çok seviyorum der ve Efendimiz'den "Ona sevdiğini söyledin mi?" karşılığını alır almaz bir koşu gider yetişir o sahabeye. "Ben seni çok seviyorum" der. "Ben de seni ve beni sana sevdiren Rabb'imi seviyorum."
"Seni seviyorum"da eksik kalan bir şey var yine de. "Biliyor musun oğlum/kızım/karıcığım, Allah kalbime kocaman bir sevgini koymuş!" Bu daha derin ve anlamlı.
Adam dikkatle dinliyor. İkna olmuş görünüyor. Bu, hemen karısına onu sevdiğini söyleyebileceği anlamına gelmiyor. Zamana ihtiyacı var. Adama eşine, çocuklarına ve başka sevdiklerine duygularını (sadece olumlu olanları değil münasip bir şekilde olumsuz olanları da) ifade etmesinin onun için belki daha fazla gerekli olduğunu anlatıyorum. Yaratıcı'nın, Kendisini sözel olarak da anmamızı istemesinin bizim ihtiyacımıza binaen olması gibi. "Bir bilsen içini ne kadar zenginleştirecek bu!" Bir bilse. Bilecek.
İyi ki ısrarcı kadın ve erkekler var. Sözün gücünün peşine düşen!

Mustafa Ulusoy, Zaman Gazetesi, 17 Temmuz 2009 Cuma

13 Temmuz 2009

bu çocuklar adamı öldürür.. :D

Geçen gün babam, amcam, yengem plastik cerrahi hakkında konuşuyorduk. Bir ara ben "plastik cerrah" deyince kardeşim Emir bekletmeden sordu sorusunu: Hiç plastikten cerrah olur mu? :D

Bu akşam da yine bir yanlış anlamaya binaen minik komşularımızdan M.Fatih'ten orjinal bir soru geldi. Akşam amcam ve kardeşlerimle dışarı çıkarken kardeşim Ömer biraz gecikti. Biz Ömer'i aşağıda, apartmanın bahçesinde bekliyorduk. Bu esnada M.Fatih de bizim ufaklıklarla aşağıda top oynuyordu. Sonunda Ömer aşağıya inince ben "Bizim tiki de sonunda geldi" dedim. Bunu duyan M.Fatih de yapıştırdı sorusunu: Ömer Abi'nin tiki mi var? :D

31 Mayıs 2009

Trakya V.Ulusal Tıp Öğrenci Kongresi: Diyabet ve Endokrin Hastalıklar

TÜBAT (Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Topluluğu) olarak bizim birinci, üniversitemizde gerçekleştirilmiş 5. öğrenci kongresini düzenlemeye karar verdik.. 23-25 Ekim 2009 tarihlerinde diyabet ve endokrin hastalıklar konulu Trakya V.Ulusal Tıp Öğrenci Kongresi'ni Edirne'de düzenleyeceğiz..
..Facebook kongre iletişim grubumuz..

mayıs'09 | kongre ayı

Mayıs ayı benim için bi nevi kongre ayı oldu. 3 kongreye katılmış bulundum mayıs ayı içinde..
14-17 Mayıs 2009 tarihlerinde İstanbul'da Maltepe Üniversitesi'nin düzenlediği "PEDCON2009 International Pediatrics Medical Student Congress"e bu sene katıldığım diğer öğrenci kongreleri gibi TÜBAT olarak kalabalık bir grup olarak katıldık. Maltepe Üniversitesi bünyesinde yer alan 5 yıldızlı Marma Kongre Oteli'nde konakladığımız kongrede bilimsel programından sosyal programına herşey gayet güzeldi. Aksilikler olmuştur belki ama olduysa da biz görmedik. Öğrenci kongreleri sayesindeki güzel dostluklarımızı burada daha da pekiştirirken yeni dostluklar kurduk. Yakında ev sahibi - misafir kavramı ortadan kalkacak gibi görünüyor. :) Yurtdışından gelen katılımcılar kongreye renk kattılar. Traditional Night'da ülkelerinin yöresel kıyafetleri ile katıldılar, hepberaber Eurovision'u izledik, hep beraber Türkiye'yi ve katılımcı yabancı arkadaşlarımızın ülkelerini destekledik.. Gecenin bir vakti -3'te- bir grup kafadar otele pizza söyledik, sabah kahvaltı yapsak mı acaba diye düşündük.. :) Hindistan'lı Gurpreet, bana kısaca "Guru" diyebilirsiniz dedi, biz ona yeni bir takma isim verdik: "KANKA" :) Büyükada'da bir grup akıllı(!)'nın bisiklet turu. :) Güzel bir kongreydi kısacası.. :)

Bu ay içinde katıldığım bir diğer kongre babamla birlikte katıldığım 20-24 Mayıs 2009 tarihlerinde Antalya'da Rixos Sungate Port Royal Hotel'de düzenlenen 45.Ulusal Diyabet Kongresi'ydi.. Kongre'ye TÜBAT olarak 23-25 Ekim 2009 tarihlerinde düzenleyeceğimiz öğrenci kongremize faydalı olacağına inandığım için katıldım esasen.. Çünkü irtibata geçmek istediğimiz Diyabet Vakfı, Diyabet Cemiyeti, ilaç firmaları ve konuşmacı olarak çağırabileceğimiz kişiler de kongrede bulunacaklardı.. Bizim için güzel bir fırsattı ve bunu güzel değerlendirdiğimi düşünüyorum.. :) Kongre ise genel olarak bana biraz ağırdı doğal olarak ama otel güzeldi, yemekler güzeldi.. Tatil güzeldi :) Bu arada otel de harbi oteldi yani :) 7 yıldızlı olunca böyle oluyo demekki :)

Ve son olarak Mayıs ayının son günlerinde (29- 31 Mayıs 2009) Edirne'de Trakya Üni. Tıp Fakültesi Kardiyoloji A.B.D. tarafından gerçekleştirilmekte olan "The First International Spring Meeting" kongresine katıldım -katılmaktayım-. Aslında yine TÜBAT olarak katılmaktayız. Katılım istenilen seviyede değil ancak bizim açımızdan yani tıp öğrencileri için de anlaşılabilir konuların anlatıldığı bir kongre yapılmakta.. Hatta bazı sunumlar bizim ders notlarımız gibiydi. Belki eleştirilebilir bir nokta ama bizim işimize geldi bu durum :) Şu an için kongredeki tek aksilik bu akşamki gala yemeğindeki beklenmeyen şiddetli rüzgar ve beraberindeki soğuktu. Açıkçası üşüdüm yani. :) Her ne kadar Edirne'nin ani hava değişimlerine alışmış olsakta Mayıs'ın 30'unda böyle bir soğuk bizi bile biraz olsun şaşırttı doğrusu. :)

21 Nisan 2009

ANTBAT II. Genel Tıp Öğrenci Kongresi ve Kültür Sempozyumu

19-17 Nisan 2009'da Ankara'da Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeydik TÜBAT olarak.
Öncelikle bir teşekkürle başlamak istiyorum: Bu kongrenin hazırlanmasında emeği geçen herkese çok teşekkür ederim.. Ankara'da bizi hiç yanlız bırakmayan, her an yanımızda olan Ankara Tıp'lı arkadaşlarımıza özellikle teşekkür etmek istiyorum..
Oldukça sıcak bir ortam vardı Ankara Tıp'ta.. Bilimsel program, vaka sunumları ve araştırma sunumlarından oluşmaktaydı ve yorucu değildi.. Benim şahsi fikrim böylesi bilimsel programlar konu anlatımı şeklindeki bilimsel programlara göre daha güzel, daha ilgi çekici ve yormuyor.. Pek çok üniversitenin katılımlarıyla birbirinden güzel sunumlar izledik. Bizden de Hatice arkadaşım pediatrik olgu sunumuyla bize gerek sözel gerek görsel sunumuyla ve teşekkür slaytındaki kardeşimin fotoğrafıyla :) gerçekten güzel bir sunum yaptı.. Kendisini burdan da tekrar tebrik ediyorum.. :)
Tümata Müzik Terapi Grubu'nun ruhu dinlediren müzikleriyle ilk günün yorgunluğunu yemek öncesi attık.. Yemekte de bize Tunahan Abla (!) eşlik etti şarkılarıyla.. Şimdi Tunahan mevzuna gircek olursam yazı uzar da uzar.. O yüzden kısa kesiyorum.. :)
İkinci gün bilimsel programın ortasında ufak bir kaçamakla Kürşat'ın babası bizi Anıtkabir'e götürdü. Şansımıza biz gittiğimiz sırada Başkent Üniversitesi Rektörü için Anıtkabir'e yürüyüş vardı.. Zor da olsa Anıtkabir'i görüp kongremize dönüş yaptık.. Anıtkabir gezisi kongrenin sosyal programında pazar günü vardı aslında ama biz farmakoloji sınavımız nedeniyle erken ayrılmak zorundaydık.. İkinci günün sonunda da çok güzel bir ortamda verilen yemekten sonra Edirne yolunu tuttuk.. Keşke pazar günü de kalabilseydik ama nasip işte..
Bilimsel programıyla, sosyal programıyla, yeni arkadaşlarla dolu çok güzel bir kongre de böylece geride kalmış oldu..
Kongrede emeği geçen ve katılan herkese tekrar çok çok çok teşekkürlerimi sunuyorum..

19 Nisan 2009

yirmibir

...
20 yıl 363 gün
20 yıl 364 gün
21 yıl (17.04.09)
21 yıl 1 gün
21 yıl 2 gün
...
zaman akıp gidiyor..

12 Nisan 2009

'elif şafak / aşk' romanından seçtiklerim..

“Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarımı. ‘Aman sakın kendini’ diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ‘Bırak kendini, ko gitsin!’
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!”
(sf.95)
“Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.” (sf.96)
“On Dördüncü Kural: Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. “Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?” (sf.134)
Oysa Ella’nın David’e soru sormamasının bir sebebi vardı: Cevaplarla nasıl baş edeceğini bilmiyordu! Ne yapacağını bilmediği bir bilgi ne işine yarayacaktı? Ne kadar az bilirsen bilmek istemediğin şeyleri, o kadar az incelir derin, incinir kalbin. O kadar az kanarsın. Böyle bakınca aslında, cehalet o kadar da kötü bir şey değildi. (sf.169)
“On Dokuzuncu Kural: Başkalarında saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin hâlde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.” (sf.176)
“Yirmi Birinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularımızı başkalarına dayatmaya kalkmak, Hak’ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.” (sf.181)
Yarın sabah ben de herkesle beraber büyük camiye gidip Rumi’yi dinleyecektim. Dedikleri kadar mahir bir hatip olabilir ama eninde sonunda her hatibin sözlerinin derinliği, onu dinleyenlerin anladığıyla ölçülür. Vaaz dinlerken duymak istediğini duyar insan. Hâlbuki esas kulağa hoş gelmeyen sözlerde keramet vardır. Kanımca Mevlâna’nın vaazları, ısırgan otları, devedikenleri, fundalıklarla süslü bir yabani bahçe gibidir. Oraya giren her misafir gözüne hoş görünen çiçekler gider, geri kalan otlara bakmaz bile. Dikenli, kaba görünümlü bitkilere meyledenlerin sayısı pek azdır. Oysa şu âlemde nice derdin devası işte bu tür bitkilerden elde edilir.
Aşkın bahçesi de böyle değil mi? Şayet yalnız hoşlukları, kolaylıkları toplayıp, zorlukları bırakırsak buna “aşk” denebilir mi? Güzeli seçip çirkini elinin tersiyle itmek en kolayı. Esas mesele iyiyi de kötüyü de sevebilmek; ayrım yapmadan. Sadece hoşumuza giden şeylere şükretmekte ne var? O kadarını Belh’in köpekleri de yapıyor zaten. Kemik verirsen seviniyor, şükranla kuyruklarını sallıyorlar. İnsan şüphesiz ki bundan fazlasını yapabilir.
İyinin ve kötünün ötesine geçmek mümkün! Bir yer daha var: Tüm sıfatların mânâsını yitirdiği bir başka boyut! (sf.197)
Ne yapayım da ailemin Şems’i benim gözümle görmesini sağlayayım? Tarifi olmayanı nasıl tarif etmeli? Şems benim Rahmet Ummanım, Lütuf Güneşim. Aramızdaki dostluğun derinliği Kuran’ın dördüncü okuması gibi; ya içindesindir kapılır gidersin, ya dışındasındır, neye benzediğini bilemezsin. Zahiren anlamak kabil değil, ancak yaşanınca var.
Maalesef çoğu kimse kulaktan dolma bilgilerle hareket edip başkalarını yargılıyor. Onlara göre Şems asi bir derviş. Serkeş, başıbozuk, ne yapacağı belli olmayan, güven telkin etmeyen biri. Yalan dolana ve dalavereye alışkın olanlar Şems’in sivri ve dürüst dilini takdir etmeye zorlanıyor. Başkalarının yapmacık nezaket gösterdiği yerde Şems inadına dobra dobra konuşuyor. Söyleyeceği ne varsa herkesin yüzüne söylüyor. Kimsenin ardından dedikodu yaptığını görmedim. Benim için Şems koskoca kâinatı çekip çeviren tılsımın zuhur etmiş hâli. Şems’in kalbi bir kervansaraydır, git git bitmez. Odalarında gariban yolcular kalır. O kimseyi dışlamaz.
Ben Şems’de ruhdaşımı buldum. Böylesi bir buluşma hayatta ancak bir kez olur. Otuz yedi yılda bir kez! Herkes bana Şems’i niye bu kadar sevdiğimi sorar. Nasıl cevaplayabilirim ki? Kim ki bu soruyu sorar, demek ki anlamaz; kim ki anlar, zaten bu soruyu sormaz.
Halife Harun Reşit’in hikayesi düştü aklıma. Mecnun’un Leyla’yı delidivane sevdiğini duyan Halife Leyla’yı pek merak edermiş.
“Mecnun’u bu kadar mest ettiğine göre bu Leyla çok özel bir kadın olmalı” dermiş kendi kendine. “Öyle bir kadın ki hemcinslerinden kabekat güzel ve alımlı.” Giderek merakı katlanmış, bildiği ne kadar Ali Cengiz oyunları oynamış ki, Leyla’yı dünya gözüyle bir kerecik görsün.
En nihayetinde Leyla’yı bulup, Halife’nin sarayına getirmişler. Süsleyip püsleyip karşısına çıkarmışlar. Ne var ki Leyla peçesini çekince, Halife Harun Reşit hüsrana uğramış. Sanılmasın ki Leyla çirkinmiş ya da kötürüm veya yaşlı. Ama öyle sıra dışı bir cazibesi yokmuş açıkçası. Sayısız diğer kadın gibi o da noksanları kusurları olan bir faniymiş işte.
Halife hayal kırıklığını saklamamış. “Leyla Leyla dedikleri bu mu Allah aşkına? Mecnun bunun neyine vurulmuş ki? Alelade bir kadın. Ne farkı var ötekilerden?”
Bunu duyan Leyla gülmüş. “Evet, ben Leyla’yım ama sen Mecnun değilsin ki” diye cevap vermiş. “Sen beni bir de Mecnun’un gözlerinden görebilsen. Sanma ki başka türlü aşk denen sırra erebilirsin.”
(sf.240-242)
“Yirmi Yedinci Kural: Şu dünya bir dağ gibidir, ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse, dünya değişir.”
(sf.260)
“Otuz Birinci Kural: Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi yumuşak bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık; kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp… Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar; kimisi ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.” (sf.302)
İşte böylece sanırım artık Konya’daki vaktim doldu. Gitme vakti geldi. Her hakiki aşk, umulmadık dönüşümlere yol açar. Aşk bir milâd demektir. Şayet “aşktan önce” ve “aşktan sonra” aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir! (sf.339)
“Kırkıncı Kural: Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. AŞK’ın ise hiçbir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır, merkezinde, ya da dışındasındır, hasretinde.”
(sf.415)

bisiklet gezileri - 2 | büyükdöllük köyü..

Dün TÜBİT (Trakya Üniversitesi Bisiklet Topluluğu)'in düzenlediği bisiklet turuna katıldım.. Sabah 9:30'da her zamanki buluşma noktasından Zübeyde Hanım Parkı'ndan hareket ettik yaklaşık 50-60 kişi.. İstikametimiz Edirne'nin Büyükdöllük köyüydü.. Yolumuz uzuncaydı. Gün boyunca toplam 34 km. pedal çevirmişiz. (GoogleEarth verilerine göre.. :)) Benim buluşma yerine gidişim gelişim de yaklaşık 4-5 km'ymiş.. Yani bi 40 km kadar pedal çevirmişim bugün.. :) Güzergahımız genel olarak pek engebeli değildi ama arada bikaç yokuş bizi yormadı desek yalan olur hani.. Neyse nihayet vardık köyümüze.. Benim ilk gözüme çarpan köyün büyükçe camisiydi. Köy kahvesine vardığımızda ben hemen oradaki bir köylüyü yakalayıp minareye çıkmak istediğimi söyledim. İzni alıp çıktım minareye.. :) Oradan köyü ve aşağıdaki çocukları fotoğrafladıktan sonra minareden inip köyde fotoğraf çekmeye devam ettim. Kahvenin etrafında saklambaç oynayan çocuklar ve köy kahvesinde oturan amcalar ve dedeler bana güzel fotoğraf malzemeleri oldu.. :) Kahvedeki molamız bittikten sonra güzergahımızı biraz uzatıp Edirne'ye dönmeden Değirmenyeni Köyü'ne gittik.. Oradan da Edirne'ye döndük ama ayaklarımda derman kalmamıştı.. Bir bisiklet gezimiz daha böylece sonlanmış oldu..

5 Nisan 2009

bisiklet gezileri - 1

Baharın gelmesiyle dün biz de 5 arkadaş attık kendimizi dışarı.. Bisikletlerle önce kahvaltı mekânımız Yeşil Sera'da güzel bir kahvaltı ettikten sonra Yunanistan sınırı Pazarkule'ye doğru pedal çevirmeye başladık.. Yolumuza devam ederken iki asker yolumuzu kesti.. Sınırdan 1km. kadar içerisinden öteye geçmek yasakmış. Bi de biz 5 kişi olunca ilkin salmadılar bizi.. Ama sonra ayrı ayrı geçmeyi teklif ettik. Zor da olsa kabul ettiler ve 2 grup halinde aramızda boşluk bırakarak yolumuza gümrüğe kadar devam ettik. Gümrüğe vardıktan sonra biraz dinlendikten sonra "HOŞ GELDİNİZ" tabelası ile hatıra fotoğrafı çektirdik.. :) Tabi burası Edirne olduğu için bence o tabelanın "OJ GELDİNİZ" şeklinde olası gerekir.. :D Devletimiz yapmamış biz yaptık.. :D "EDİRNE", "MUĞLA" gibi şehir isimlerinin olduğu tabelalar görmeye alışığız.. Ama "TÜRKİYE" yazılı bir trafik levhası alışıldık birşey değil. :) "TÜRKİYE" tabelasıyla da hatıra fotoğrafımızı çekildikten sonra Karaağaç'ta kahve içmeye gittik.. Kahvemizi içtik, tavlamızı oynadık, yolumuza devam etme vakti gelmişti. Geldiğimiz yoldan döndük Meriç Köprüsüne kadar. Protokol Evi'nin önüne geldiğimizde köprünün aksi yönündeki yola girmeye karar verdik. Bu yol Olin Fabrikası'nın yanından şehir merkezine giriyormuş.. Az gittik uz gittik, artık gidecek halimiz kalmadı zaten sonunda.. Evlerimize dağıldığımızda hepimiz dağılmış vaziyetteydik zaten.. :D Evde GoogleEarth'den yaptığım ölçümlere göre 25-30 km. kadar yol yapmışız.. Benim daha önce 40km. yapmışlığım vardı ama uzun zamandır spor yapmadığım için zorlandım açıkçası.. Ama en çok yorulan hiç şüphesiz Zübeyde'ydi.. :)
Bundan böyle her haftasonu bi manimiz olmadıkça bisiklet turlarımıza devam etmeyi planlıyoruz.. Nasip.. :)

31 Mart 2009

muğla'da yeni mekânlar | café simila

Café Simila'dan önceki yazımda bahsetmiştim.. Bugün de kafenin kendine özgü bir tadı olan "Zingarella"yı kafenin üst katında cam kenarında caddeyi seyrederek Loreena McKennitt'in kulağı okşayan sesi eşliğinde deneme fırsatı buldum. Kendine has bir hazırlanışı ve tadı olan bu kahve Türk kahvesini anımsatıyor. Bu farklı tat bir parça bitter çikolata ile servis edilmekte.. Yolunuz düşerse şayet denemeden geçmeyin derim ben.. ;)

30 Mart 2009

muğla'da yeni mekânlar | café simila - alâbi restaurant

3 ay ayrı kaldığım Muğla'da yeni açılan iki mekân: Café Simila ve Alâbi Restaurant..
Café Simila, Muğla'nın en işlek caddesinde açılan şirin ve hoş bir café.. Café Simila'nın dekorasyonu ilk dikkatimi çeken noktaydı. Dekorasyonda sade bir tarz tercih edilmiş. Kafenin menüsüne gelince oldukça geniş bir kahve seçeneğiyle karşılaşıyorsunuz.. Dünya'dan kahvelerle farklı tatları tecrübe ederek kahve kültürünüzü geliştirebilirsiniz. Menüde sadece kahve mi var? Hayır tabiki.. Çay, dondurma çeşitleri ve tatlılar (waffle, turta...) Bu akşam ilk kez gittiğim Café Simila'da içtiğim kahve oldukça lezzetli ve başarılıydı.. Muğla'daki bir eksiği tamamlayan Café Simila bundan böyle Muğla'da bulunduğum sürede uğrak yerlerimden biri olacak gibi görünüyor..
Alâbi Restaurant ise Muğla-Marmaris yolu üzerindeki Muğla Outlet'te açılan yeni bir restaurant.. Buraya da dün akşam ailecek gitme fırsatımız oldu. Alâbi de zengin bir menüyle karşılıyor müşterilerini. Her türlü yemeği bulabileceğiniz bir restaurant olan Alâbi de Muğla Merkez'de yemek için tercih edilebilecek bir mekân.. Muğla Merkez'deki bu restaurant, Alâbi'nin ilk restaurantı değilmiş. Marmaris merkezli Alâbi'nin Bodrum ve İzmir'de de şubeleri varmış..
Muğla'ya yolu düşenler için tavsiye edilir.. :)

21 Mart 2009

bir stajın daha sonuna geldik | pediatri

Dahiliye ile birlikte dönem-IV'ün büyük stajlarından olan pediatri stajını da bitirdik.. Zorlu bir sınav silsilesi (2 sözlü + teorik) ardından derin bir nefes aldık nihayet.. Pediatriyi bitirdik mi BÜTürdük mü bilinmez ama umuyorum ve öyle olduğunu düşünüyorumki bitirdim hayırlısıyla.. :) Haftaya sınav açıklanır. Bekleyip göreceğiz. Bütünlemesiz devam eden tıp tahsilimde ilk bütünlememle mi tanışacağım yoksa kazasız belasız yoluma devam mı edeceğim?
Zaman akıp gidiyor.. 7,45/12 olduk.. :)
Zaman aktıkça endişe artıyor.. TUS yaklaşıyor.. Ondan da ziyade doktorluk gerçeği ile yüzleşmemize hergün adım adım yaklaşıyoruz.. Doktorluk zor zanaat.. Rabbim muvaffak etsin inşallah..

6 Mart 2009

kaaar neden yağar? kaaaar..

Bugün gittim "Gölgesizler" filmine.. Filme gitmeden sinema sayfalarından okuduğum kadarıyla ve arkadaş tavsiyesi üzerine güzel duruyordu film.. Alışılmışın dışında, insanın dikkatini çeken filmin afişini daha önce görmüştüm. Filmle birlikte Candan Erçetin'in adının da geçmesi.. Gözüme kestirmiştim bi kere.. :)
Hasan Ali Toptaş'ın filmle aynı ismi taşıyan romanından beyaz perdeye aktarılmış bir filmdi "Gölgesizler" filmi.. Bugün sinema sitelerinde okuduğum kritiklere bakılırsa gizemli hikayesiyle izlenesi bir filmdi.. Nitekim de öyleydi.. Bir köydeki esrarengiz kaybolmaları konu ediyor film.. Köyün berberi, köyün en güzel kızı, köyün muhtarı kayıplara karışanlardan.. Film genel itibariyle karışık bir hikayeye sahip.. Filmin sonunda anlaşılıyor bazı şeyler.. Bazı şeyler diyorum çünkü anlayamadığım şeyler var.. :)
Yazının başlığının filmle ne alakası var derseniz, filmde Cennet'in oğlu karakterinin aklını yitirmesiyle birçok kez söylediği bir replik "Kaaar neden yağar? Kaaar..." Mesela bu.. Ne demek bu anlamadım.. :) Filmin en çok hoşuma giden kısmı ise at sahnesiydi.. Gerçekten çok iyidi bence..
Candan Erçetin'in bu film için bestelediği "Ben Kimim?" şarkısı da filmin akabine eklenmiş.. Candan Erçetin'in sesine diyecek yok zaten ama şarkı da bütün parçaları gibi yine çok başarılı..
Yani sonuç olarak sinemadan memnun ayrıldım.. :)

2 Mart 2009

bir alıntı üzerine kısacık bir yazı..

"GÜNAH
Gerçekten günah kavramını önemseyen bir insan normalde özünde varolan birçok davranıştan yaratıcı korkusu sebebi ile kaçınır. Hareketlerine inandığı ölçülerde sınır getirir, kendisini kısıtlar. Peki günah kavramını yadsıyan bir insan olumlu davranışlarda bulunduğunda bu tanrı nazarında eşit mi değerlendirilir? Birinde günah korkusu varken diğerinde özden gelen bir ahlak vardir. Kişinin var olanı benimsemesi değil kendi degerlerini yaratması."

Blog dünyasının yenilerinden ve aynı zamanda sınıf arkadaşım Kürşat'ın blogundan yaptığım bu alıntıya binaen kendi fikirlerimi beyan etmek istiyorum:

Bir kişinin günah kavramını yadsıması ancak yaratıcıya yani Allah'a inanmaması durumunda olur.. Çünkü eğer bir yaratıcı söz konusu ise ki şüphesiz vardır, yaşam için belli kuralların olması da beklenir.. Sonuçta hiçbir şey yaratılmış ve kendi haline bırakılmış değildir.. Bu imtihan dünyasında kurallar dairesinde yaşıyoruz.. Bu kurallara uyduğumuz ve Allah'ın bizden istediklerini yaptığımız ölçüde mükafatlandırılacağımız gibi günahlara ve haramlara girdiğimiz ölçüde de cezalandırılacağımızı biliyoruz.. Dört büyük kitapta da Yaradan'ın varlığı açıktır ve Allah inancı söz konusudur.. Allah inancının dinlerin en öncelikli unsuru olduğunu göz önünde bulundurursak bu inanca sahip değilken olumlu davranışların bi değeri kalır mı bunu bir düşünmek lazım..

27 Şubat 2009

photoshop online..

Photoshop.com, Adobe'nin online fotoğraf düzenleme ve fotoğraf paylaşım sitesi. Adobe, Photoshop.com ile kullanıcılarına basit fotoğraf düzenlemeleri için Photoshop'a her yerden ulaşma imkanı veriyor.. Ayrıca her kullanıcının fotoğraflarını yüklemek için 2GB alanı bulunuyor..
Photoshop.com'daki fotoğraf düzenleme işlemleri oldukça basit. Her seviyedeki kullanıcının yapabileceği şekilde tasarlanmış. Fotoğraflara uygulanabilecek birçok efekt halihazırda bulunuyor. Kullanıcılara kalan ise bunları seçmek..
Facebook, Flickr, Picasa gibi web sitelerindeki fotoğraflarınıza da Photoshop.com üzerinden ulaşıp fotoğraflarınızı düzenleyebiliyorsunuz..
Photoshop.com'da fotoğraf düzenleyebilmek için siteye üye olmanız gerekiyor. O da zor bişey değil zaten.. :)

24 Şubat 2009

House M.D. | housemdturkiye.blogspot

Housemdturkiye, House M.D. hayranı olarak dizinin yeni bölümleri için bildiğim en iyi kaynak.. Housemdturkiye, aynı zamanda dizinin yeni bölümleri için en hızlı altyazı çıkaran site..
Bu arada dizinin yeni bölümü (S05E16) ve altyazısı da housemdturkiye'de halihazırda mevcut.. Altyazıyı henüz indirdim, izlicem.. :) Her ne kadar bu sezon önceki sezonlara nazaran biraz vasat kalsada Dr.House başka.. :)

23 Şubat 2009

House M.D. S01E14 | The Who - Baba O'Riley

House M.D. 1.Sezon 14.Bölüm'de dizinin sonunda çalan müzik hoşuma gitmişti. Şarkıyı netten aradım, zorda olsa buldum. :) Şarkı The Who grubunun Baba O'Riley parçasıymış.. Dizide House şarkıya elleriyle masasında çalışıyormuş gibi yaparak eşlik ediyor.. Dinleyin derim.. Hatta izleyin.. ;) İndirmek için tıklayın..

18 Şubat 2009

trakya üniversitesi neden çağa ayak uyduramıyor?..

Trakya Üniversitesi'nin sloganıyla başlamak istiyorum: GELECEĞE KÖPRÜ (!)
Eleştirilecek o kadar çok şey varki hatırlayabildiğim ve tasarım benim için önemli bir unsur olduğu için özellikle dikkatimi çeken konuları maddelemeyi uygun gördüm.. Yoksa bunların dışında daha bahsi edilebilecek çok şey var özellikle de bilim adına..

1- Web Sitesi:
Öncelikle üniversitemizin vitrini olan web sitesini eleştirmek istiyorum.. Bir üniversitenin sayfası bu kadar basit olmamalı bence.. Bu üniversitenin bir mühendislik fakültesi yok mu? Bilgisayardan, web tasarımından anlayan hiç mi kimse yok? Tasarım dersi olan hiç bir bölüm yok mu acaba? Bu tarz tasarımlar öğrencilere de yaptırılabilir esasen. Öğrencilere verilen projelerden biri olabilir üniversitenin web sitesinin tasarımı. Ya da bir yarışma yapılamaz mı kazananın ödüllendirilebileceği.. Hadi o da olmadı profesyonel ellere bırakılamaz mı üniversitenin vitrini niteliğindeki web sitesi.. Bu üniversitede geçirdiğim 3,5 senede web sitesinde gözle görülür elle tutulur bir gelişme yok. Tıp fakültesinin sayfası gelişim gösterdi ama.. Oldukça basit yazacağım ama bu tabir bile fazla aslında. Beyaz bir zemin üstünde Times New Roman fontunda yazılan birkaç linkten ibaretti 2005 yılında.. Neyse sonra birileri el attı sayfaya. En azından öncekinden güzel.. :) Tıp fakültesinin sayfasından Öğrenci Bilgi Sistemi sayfasına geçmek istiyorum.

2- Öğrenci Bilgi Sistemi:
Öğrenci İşleri Bilgi Sayfası 4 senedir aynı. Öğrenci Not Bilgileri sayfası ise bir çok üniversiteye Öğrenci Bilgi Sistemi sağlayan Uni-Pa'nın ilk sürümü olsa gerek. Hatta ben bu sayfanın Uni-Pa'nın ilk sürümü hazırlarken yaptığı taslak olduğunu düşünüyorum. Şifresiz, sadece öğrenci numarasıyla not bilgilerine ulaşılabilmesi çok saçma diye düşünüyorum açıkçası..

3- İnternetten Ders Kaydı:
Tıp fakültesi öğrencileri olarak hâla elden ders kaydı yapıyoruz.. Var mı bizim gibi başka bir üniversite, başka fakülte bilmiyorum..

4- Harçların Yatırılması:
Bir çok üniversite harçlarını internet bankacılığı veya ATM'lerden yatırabiliyorken biz hâla bankada kuyruklarda bekliyoruz..

5- Üniversitemizin ve Tıp Fakültesinin Logosu:
Bir üniversitenin en önemli vitrin öğelerinden biri değil midir logo? Hiç bir estetik kaygısı taşımayan Trakya Üniversitesi logosunun artık bir yenilenmeye ihtiyacı olduğunu bir ben mi düşünüyorum acaba bilmiyorum.. Hele bir 25.yıl logomuz vardıki müthiş müthiş(!).. Bir de geçen sene her evrakta, her posterde vs. o logonun kullanılmasını mecbur kılmadılar mı? Geçen sene fotoğrafçılık topluluğu başkanı iken hazırladığım posterlerin estetiğini bozuyordu o basit logo.. Ben ne kadar logoyu bozmadan bir takım photoshop efekti ile göze daha hoş görünür hale getirmeye çalıştıysamda olmadı.. :)
Tıp Fakültesinin logosu, üniversite logosundan beter..

6- Öğrenci Kartları:
Ne desem bilmiyorumki.. Ben tasarlasam daha güzelini yapabilirim herhalde.. Kartlar da gayet basit.. Mesela stajyer öğrencilere ayrıca verilen manyetik kartlar ile öğrenci kartları entegre edilemez mi?

7- Stajyer Öğrenci Yaka Kartları(Kağıdı):
Fotoğraf falan koymama gerek yok valla.. Word'ü açın büyük harflerle Times New Roman fontunu kullanarak "STAJYER DR. XX YY" şeklinde adınızı yazın ve beyaz A4 kağıdına çıktısını alın. İsminizi kesin ve işte size stajyer öğrenci yaka kartı.. Pardon yaka kağıdı :) Ama sağolsunlar yaka kağıdımıza plastik kılıf verdiler.. :) Biz de D staj grubu olarak kendim tasarladığım yaka kartlarından bastırdık ve kullanıyoruz (sağdaki resim).. Üniversitenin bize verdiklerinden iyidir.. :)

Daha deyinilecek çok şey bulunur ama aklıma şimdilik bu kadarı geliyor.. Geçen seneki acayip 25.yıl logosunu güncellemişler, 26.yıl yazmışlar.. Bütün bunlar 26 yıllık bir üniversiteye yakışmıyor gerçekten.. Bi de sloganımız GELECEĞE KÖPRÜ (!) :)
Bi dıştan güzel görünen Balkan Kongre Merkezi'miz yapılıyor üniversiteye yakışan.. Onun da içini çok merak ediyorum.. Umarım dışı şatafatlı yapının içi de dışı gibidir..

26 Ocak 2009

OMÜTBAT 2.Ulusal Kardiyoloji Öğrenci Kongresi

23-25 Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleştirildi OMÜTBAT 2.Ulusal Kardiyoloji Öğrenci Kongresi.. Ben ve arkadaşlarım da Trakya Üniversitesi'nden Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Topluluğu (TÜBAT) olarak kongreye iştirak ettik.. Kongre sosyal içerik olarak yetersizdi ancak bilimsel programdaki konukları bakımından iyidi.. Prof.Dr.Mustafa ÖZ, Prof.Dr.Bingür SÖNMEZ, Prof.Dr.Murat TUZCU, Prof.Dr.Münci KALAYOĞLU gibi ünlü hocalarımız bizlerle birlikteydi.. Hocalarımızın konferanslarının yanında programın yarısından fazlası bu kongrenin bir öğrenci kongresi olması hasebiyle öğrenci sunumlarından oluşmaktaydı.. Biz kongreye bir öğrenci sunumuyla katılmıştık. Aynı zamanda TÜBAT'ın başkanı olan arkadaşım Arda Kazım "Doğumsal Kalp Hastalıkları" konulu sunumuyla oldukça başarılıydı..
Bu arada kongreye ünlü doktor Prof.Dr.Mehmet ÖZ'ün de davet edildiği ancak katılamadığı içi kendisinin bir video göndermiş olduğunu da söylemeliyim.. Bu kongreye göndermek üzere hazır videolarından birini göndermeyip yeni bir video hazırlamış olsaydı çok daha güzel olurdu aslında..
Konakladığımız otel güzeldi ancak sosyal program dahilinde bir Samsun gezisi bile olmadı sayılır. Biz kendi grubumuzda iki Samsun'lu arkadaşımızın olması sayesinde kendimiz gezdik biraz. Kongrenin 3.günü programında yer alan yemek, açık büfe brunchtan öte bir şey değildi.. Yemek mevzuna gelmişken kongrenin 2.gününde kongre programından bağımsız teleferikle çıktığımız bir tepede karadeniz manzaralı Amisos Cafe&Restaurant'ta yediğimiz sac kavurma tek kelimeyle harikaydı.. Tabi yemekler kadar manzara da harikaydı.. Bizi bu mekana götüren Hatice arkadaşımıza da teşekkürlerimi iletmek isterim. ;)
Bu kongre vesilesiyle tanıştığımız ünlü kalp ve damar cerrahı Prof.Dr.Bingür Hoca birkaç arkadaşım ve beni Memorial Hastanesine kendi ameliyatlarını izlemeye davet etti.. :) Yine Bingür Hoca'nın kongrenin 3.gününde bizlere yaptığı Sarıkamış sunumu da gerçekten çok güzeldi.. Sarıkamış'ta verdiğimiz 90000 şehidimizi de orada anmış olduk..
Uzun ve yorucu yolculuklarla gidip geldiğimiz bu kongre genel olarak güzel ve verimli geçti.. Bu kongreyi hazırlamada emeği geçen herkese teşekkür ederim..
Nice kongrelere.. :)

18 Ocak 2009

farmalist 2008

Farmalist 2008, ilaçların fotoğrafları ile beraber prospektüs bilgilerine sahip olabileceğiniz bir ilaç rehberi.. Farmalist 2008, ilaçların prospektüs bilgilerinin yanısıra mesleki mevzuatlar, tıp terimleri sözlüğü, ilaç firmalarının bilgileri, gebelikte ilaç kullanımı gibi farmakolojik bir takım bilgileri de ihtiva ediyor..