31 Mart 2009

muğla'da yeni mekânlar | café simila

Café Simila'dan önceki yazımda bahsetmiştim.. Bugün de kafenin kendine özgü bir tadı olan "Zingarella"yı kafenin üst katında cam kenarında caddeyi seyrederek Loreena McKennitt'in kulağı okşayan sesi eşliğinde deneme fırsatı buldum. Kendine has bir hazırlanışı ve tadı olan bu kahve Türk kahvesini anımsatıyor. Bu farklı tat bir parça bitter çikolata ile servis edilmekte.. Yolunuz düşerse şayet denemeden geçmeyin derim ben.. ;)

30 Mart 2009

muğla'da yeni mekânlar | café simila - alâbi restaurant

3 ay ayrı kaldığım Muğla'da yeni açılan iki mekân: Café Simila ve Alâbi Restaurant..
Café Simila, Muğla'nın en işlek caddesinde açılan şirin ve hoş bir café.. Café Simila'nın dekorasyonu ilk dikkatimi çeken noktaydı. Dekorasyonda sade bir tarz tercih edilmiş. Kafenin menüsüne gelince oldukça geniş bir kahve seçeneğiyle karşılaşıyorsunuz.. Dünya'dan kahvelerle farklı tatları tecrübe ederek kahve kültürünüzü geliştirebilirsiniz. Menüde sadece kahve mi var? Hayır tabiki.. Çay, dondurma çeşitleri ve tatlılar (waffle, turta...) Bu akşam ilk kez gittiğim Café Simila'da içtiğim kahve oldukça lezzetli ve başarılıydı.. Muğla'daki bir eksiği tamamlayan Café Simila bundan böyle Muğla'da bulunduğum sürede uğrak yerlerimden biri olacak gibi görünüyor..
Alâbi Restaurant ise Muğla-Marmaris yolu üzerindeki Muğla Outlet'te açılan yeni bir restaurant.. Buraya da dün akşam ailecek gitme fırsatımız oldu. Alâbi de zengin bir menüyle karşılıyor müşterilerini. Her türlü yemeği bulabileceğiniz bir restaurant olan Alâbi de Muğla Merkez'de yemek için tercih edilebilecek bir mekân.. Muğla Merkez'deki bu restaurant, Alâbi'nin ilk restaurantı değilmiş. Marmaris merkezli Alâbi'nin Bodrum ve İzmir'de de şubeleri varmış..
Muğla'ya yolu düşenler için tavsiye edilir.. :)

21 Mart 2009

bir stajın daha sonuna geldik | pediatri

Dahiliye ile birlikte dönem-IV'ün büyük stajlarından olan pediatri stajını da bitirdik.. Zorlu bir sınav silsilesi (2 sözlü + teorik) ardından derin bir nefes aldık nihayet.. Pediatriyi bitirdik mi BÜTürdük mü bilinmez ama umuyorum ve öyle olduğunu düşünüyorumki bitirdim hayırlısıyla.. :) Haftaya sınav açıklanır. Bekleyip göreceğiz. Bütünlemesiz devam eden tıp tahsilimde ilk bütünlememle mi tanışacağım yoksa kazasız belasız yoluma devam mı edeceğim?
Zaman akıp gidiyor.. 7,45/12 olduk.. :)
Zaman aktıkça endişe artıyor.. TUS yaklaşıyor.. Ondan da ziyade doktorluk gerçeği ile yüzleşmemize hergün adım adım yaklaşıyoruz.. Doktorluk zor zanaat.. Rabbim muvaffak etsin inşallah..

6 Mart 2009

kaaar neden yağar? kaaaar..

Bugün gittim "Gölgesizler" filmine.. Filme gitmeden sinema sayfalarından okuduğum kadarıyla ve arkadaş tavsiyesi üzerine güzel duruyordu film.. Alışılmışın dışında, insanın dikkatini çeken filmin afişini daha önce görmüştüm. Filmle birlikte Candan Erçetin'in adının da geçmesi.. Gözüme kestirmiştim bi kere.. :)
Hasan Ali Toptaş'ın filmle aynı ismi taşıyan romanından beyaz perdeye aktarılmış bir filmdi "Gölgesizler" filmi.. Bugün sinema sitelerinde okuduğum kritiklere bakılırsa gizemli hikayesiyle izlenesi bir filmdi.. Nitekim de öyleydi.. Bir köydeki esrarengiz kaybolmaları konu ediyor film.. Köyün berberi, köyün en güzel kızı, köyün muhtarı kayıplara karışanlardan.. Film genel itibariyle karışık bir hikayeye sahip.. Filmin sonunda anlaşılıyor bazı şeyler.. Bazı şeyler diyorum çünkü anlayamadığım şeyler var.. :)
Yazının başlığının filmle ne alakası var derseniz, filmde Cennet'in oğlu karakterinin aklını yitirmesiyle birçok kez söylediği bir replik "Kaaar neden yağar? Kaaar..." Mesela bu.. Ne demek bu anlamadım.. :) Filmin en çok hoşuma giden kısmı ise at sahnesiydi.. Gerçekten çok iyidi bence..
Candan Erçetin'in bu film için bestelediği "Ben Kimim?" şarkısı da filmin akabine eklenmiş.. Candan Erçetin'in sesine diyecek yok zaten ama şarkı da bütün parçaları gibi yine çok başarılı..
Yani sonuç olarak sinemadan memnun ayrıldım.. :)

2 Mart 2009

bir alıntı üzerine kısacık bir yazı..

"GÜNAH
Gerçekten günah kavramını önemseyen bir insan normalde özünde varolan birçok davranıştan yaratıcı korkusu sebebi ile kaçınır. Hareketlerine inandığı ölçülerde sınır getirir, kendisini kısıtlar. Peki günah kavramını yadsıyan bir insan olumlu davranışlarda bulunduğunda bu tanrı nazarında eşit mi değerlendirilir? Birinde günah korkusu varken diğerinde özden gelen bir ahlak vardir. Kişinin var olanı benimsemesi değil kendi degerlerini yaratması."

Blog dünyasının yenilerinden ve aynı zamanda sınıf arkadaşım Kürşat'ın blogundan yaptığım bu alıntıya binaen kendi fikirlerimi beyan etmek istiyorum:

Bir kişinin günah kavramını yadsıması ancak yaratıcıya yani Allah'a inanmaması durumunda olur.. Çünkü eğer bir yaratıcı söz konusu ise ki şüphesiz vardır, yaşam için belli kuralların olması da beklenir.. Sonuçta hiçbir şey yaratılmış ve kendi haline bırakılmış değildir.. Bu imtihan dünyasında kurallar dairesinde yaşıyoruz.. Bu kurallara uyduğumuz ve Allah'ın bizden istediklerini yaptığımız ölçüde mükafatlandırılacağımız gibi günahlara ve haramlara girdiğimiz ölçüde de cezalandırılacağımızı biliyoruz.. Dört büyük kitapta da Yaradan'ın varlığı açıktır ve Allah inancı söz konusudur.. Allah inancının dinlerin en öncelikli unsuru olduğunu göz önünde bulundurursak bu inanca sahip değilken olumlu davranışların bi değeri kalır mı bunu bir düşünmek lazım..