26 Temmuz 2009

bir hastanın kendi kaleminden anamnezi

"Sayın Toktorum konuşmam biraz kıt ve çekingen biri olduyum için size rahatsıslığımı yazı ile anlatmak istedem. Samanınısı alacagım için şimdiden üsür dilerim. Doktorum ben bu rahatsıslıgı 17 yaşınden bari hisediyorum ve yaşıyorum ben 17 yaşlarında mevsimlerden mayıs ayıydı bir şeyden çok korktum ve o zaman bana bir tirti bir yanma geldi kendimi kaynar suyun içinde buldum birde evlenim bir çoğum oldu olduktan sonra bir daha çoğum olmadı ben bir kadın dağuma gitim o bana doğum kontorola ilgili bir hap yazdı ben o hapı aldım şöyle kulandım hapın üzerinde 3 carpı yazıyordu ben o hapı günde 3 dane atım yani yutum ben o zaman çok böyle çok rahatsız oldum duktorlar bu sinir ama cok fazla bunun bir nedeni olmalı diye beni ismire guvatır ölçümüne gönderdi Guvatırdan ileri geldiyini söyledi o hap Guvatırı sınıra getirmiş dedi Amaliyat olacak oldum yatışlar oldu gitim Amaliyat edecek doktor sende Guvatır yok deye Amaliyat etmedi peki nedir benim çektiyim bilmek istiyorum Artık son Noktaya geldim çekebiyorum çok rahatsısım ben rahatsısım diyemiyorum beni Asarlıyorlar kendin yaratıyorsun hastalıgı evam ediyorsun deye bana basıkı yapıyorlar ben çok çekingen içine kapanık Haksızlıgı sevmeyen birisiyim Hasızlıgı kaldıramıyorum ben birşey yaşıyorum ama ne yaşıyorum bilmiyorum çok rahatsızım kedimi öldürmemek için sor tutuyorum Hep sabırla yaşıyorum ve yaşadım Artık güçüm kalmadı yani saprım kalmadı hiçmi yok benim Hastalıyımın caresi. bilasa ben bu Hastalıgı bahar Aylarında yaşıyorum bıktım Artık bu Hastalıgı yasamaktan olmuyorumda ölmiyorumda çekmesi çok sor geliyor önçeleri izmirde bir toktora gidiyordum onun hapları bana iyi geliyordu onun haplarını kulandıgım zanan ben bu Hastalıgı 10 yılda 5 yılda bir yaşıyordum Kandın hastalıklarından Amaliyat oldum 6 yıl önçe Menopoza Amaliyatla girdim ondan sonra Hastalığım dahada Artı Ne olur doktorum yabu bunun çaresi çok cirkin bir rahatsızlık cekiyorum saprım biti Artık çekemiyorum kendimi hiç mi hiç iyi hisetmiyorum eyer Guvatırdansa Amaliyat olmak istiyorum evet panik Atak vardır onu kopul ediyorum ama inanki ölümden korkmuyorum bu hastalığı yaşamak çok sor geldi elerim tutbuyor evimin işini yapamıyorum yapamadıgım zamda çok üzülüyorum herşey yeri yerine yapan bir insanım ama böyle Hastalanınca perişan oluyorum bu durum beni çok üzüyor Gülmek istiyorum Gülemiyorum Aglamak istiyorum Aglayamıyorum Yemek içmekten kesiliyorum bazen Gücüm hic kalmıyor bazede koşmak istiyorum bir gün kendimi biraz iyi hisediyorum bir gün iyi hisetmiyorum çok ditirti oluyorum duvarlara baktığım zaman puvan puvan ısık yanıyor gibi oluyor Ayileme söylediyim zaman bana Alay ediyorlar beni çak bu çok üzüyor ben ne yapayım bu durumda doktorum bana söylerseniz çok munnun olurum benim hastalıgıma care bulursanıs size kalmim her Atşında duva etecektir inanın bunu yaşamak istemiyorum bu hastalıgı Ardık Amaliyat olacaksam olayım pikalacikse Tedavi göreyim Ne Olur beni kortarın bu Hstalıktan en cok canım sıkan birşey olnca bu hastalıgı daha çok yaşıyorum."

Not: Hastanın yazdıkları harfiyen aktarılmıştır. Noktası noktasına aktarılmıştır yazacaktım ama zaten topu topu 2-3 tane nokta var :)

21 Temmuz 2009

tıpta uzmanlık süreleri değişti

18 Temmuz'da Resmi Gazete'de yayınlanan "Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği"ne göre tıpta uzmanlık süreleri değişti, diş hekimliğine de 6 uzmanlık dalı ve diş hekimliği uzmanlık sınavı (DUS) getirildi.
Tıpta uzmanlık süreleri genel anlamda kısaltıldı. Cerrahi branşların eğitim süreleri 5 yıl olarak belirlenirken, Dahiliye, Çocuk Hastalıkları, Kardiyoloji gibi 5 yıllık uzmanlıklar 4 yıla indirildi. Ana dal ve yan dal toplam eğitim süresi 7 sene olacak şekilde 4 yıllık uzmanlık branşlarının yan dalları 3 sene, 5 yıllık uzmanlık branşlarının yan dalları ise 2 sene olarak belirlendi.
Yönetmelikte bazı dalların isimleri değişirken yeni yan dallar getirildi.
Diş hekimlerine uygulanacak olan DUS ile diş hekimleri de 6 dalda uzmanlık yapabilecekler: Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi (4 yıl), Ortodonti (4 yıl), Endodonti (3 yıl), Periodontoloji (3 yıl), Pedodonti (3 yıl), Protetik Diş Tedavisi (3 yıl).

Yönetmeliğin tamamını okumak için tıklayınız..

17 Temmuz 2009

"Seni Seviyorum" diyemeyenlere güzel bir yazı

Zaman Gazetesi'nden Mustafa Ulusoy'un güzel bir yazısını buradan paylaşmak istiyorum:

"Seni sevdiğimi söylememe ne gerek var"

Kadın dertli. Kocasından. Adam da karısının dertlenmesinden. Kadın ısrarcı. Adama gına gelmiş aynı şeyi duymaktan. "Ne gerek var ki! Tutturmuş bir beni sevdiğini söyle diye.
Kadın bir kere kafasına koymuş, ölmek var dönmek yok. İllaki duyacak o 'seni seviyorum' lafını. Kadın mizacı işte. Ee haklı da. "Nişanlıyken birkaç sefer söylemişti. Şimdi de duymak istiyorum." Yerini yurdunu onun gözüyle görmek istiyor. Yetmez, duymak da istiyor. "Yoksa niye evlendik ki?" Hakikaten insanlar neden evlenir? Tek başına hayatın zor olmasından mı? Birlikte yaşamanın zorluğuyla hiçbir şey aşık atamaz halbuki. Ee o zaman. Sevdiğinin gözüyle varlığına bakmak şöyle bir. Sevdiğinin sözleriyle bakmak varoluşuna şöyle bir.
Adamın ısrarcılıkta karısından aşağı kalır yanı yok. "Akşama kadar didiniyorum. Onca sorunla boğuşuyorum, karım ve çocuklarım için üç kuruş kazanmak uğruna. Bu, onları sevdiğimin göstergesi değil mi?" Haksız mı? Değil. Doğru mu söylediği? Eksik bir doğru. Bazen eksik doğrular yanlışlardan daha sorunludur.
Duymak. Sesleri. Bir anlam ifade eden sözlerse seslerin en güzeli. Gözlerimizle gördüğümüzü kulaklarımızla da duymak. Kadının istediği bu. Kocasının kendini sevdiğini görüyor. Halinden, hareketlerinden, davranışlarından bunu anlıyor, tamam. Ama duymak da istiyor. Bu ise adama fuzuli geliyor. "Söze ne hacet. Haller yetmiyor mu?" Yok, adamın açıklamasını tatmin edici bulmuyorum. Asıl mesele duygularını ifade ederken çok zorlanması. Bunu karısına itiraf edemiyor. İşin içinde biraz da erkeklik gururu var. Küçüklükten itibaren duygularımızı ifade etmeyi öğrenmezsek sonraları bu, uyuşturmadan dişimizi kerpetenle çektirmekten daha zordur.
Bir kadının bir adamın tarafına salınıp, her ikisinin tarafından da bakmaya çalışıyorum. Kadın haklı, adamın işiyse zor. Bu topraklarda duyguların ifadesinin öğrenilerek edinildiği pek akla gelmez. Duyguları ifade etmek bir tek insana özgüdür. Envai çeşit duygular yaşarız. Saymakla bitmez. Zaten saymamalı. Ne gerek var. Kalbe dolan neyse yaşamalı ve gerektiğinde de ifade etmeli. Bazen de ifşa etmeli. Aşkın ifşası gibi. "Seni ne kadar sevdiğimi bilemezsin be adam, diye adeta haykırdım bir gün. Nişanlıydık. Baktım ondan hiç ses seda yok, patladım." Adam hem şaşkın hem sevinçlidir. Üzerinden büyük bir yük kalkmıştır. Sonra yine sus pus. "Evlenmeden önce beni sevip sevmediğini ağzından kerpetenle söküp aldım. Kaç hafta bekledim durdum, be adam, sen de seviyorsan söylesene. Sevdiğini söylemek kadınların işi mi bu memlekette." Yok hayır. Erkeklere haksızlık etmeyelim. Duygularını ifade etmekte zorlanan çoğunlukla erkeklerse de bu erkeklere mahsus değil. Bu konuda cimri davranan nice kadın da var.
"Ben Yaratıcı değilim ki, senin kalbinde olan biteni bileyim. Bana duyurmalısın. Bizzat ağzından seni seviyorum sözünü duymaya ihtiyacım var."
Kadın farkında olmadan sanki bana bir pas atıyor ve ben adamın kalesinin önündeyim. "Bu çok güzel bir nokta. Söz Yaratıcı'dan açılmışken" diye başlıyorum. "O mutlak ilmiyle bizim kalbimizden olan gizli saklı her şeyi bildiği halde, bunları söze de dökmemizi istiyor. Namazı düşünün. Sûre ve duaları içimizden değil, kendimiz duyacağımız şekilde okumamız isteniyor. Yine Kur'an, Yaratıcı'nın kelamı yani konuşmasıdır. Düşünsenize O bizimle konuşuyor. Bizi sevdiğini söylüyor. Sonsuz merhametini ve şefkatini sözle aktarıyor."
Kadının gözleri sevinçle parlıyor. Sözün gücüne dair ikna edici birkaç şey daha söyleseniz der gibi de bakarak. Okuduğumda çok etkilendiğim bir olayı naklediyorum: Bir sahabe, Efendimiz'e gelir ve "Şu giden sahabeyi çok seviyorum der ve Efendimiz'den "Ona sevdiğini söyledin mi?" karşılığını alır almaz bir koşu gider yetişir o sahabeye. "Ben seni çok seviyorum" der. "Ben de seni ve beni sana sevdiren Rabb'imi seviyorum."
"Seni seviyorum"da eksik kalan bir şey var yine de. "Biliyor musun oğlum/kızım/karıcığım, Allah kalbime kocaman bir sevgini koymuş!" Bu daha derin ve anlamlı.
Adam dikkatle dinliyor. İkna olmuş görünüyor. Bu, hemen karısına onu sevdiğini söyleyebileceği anlamına gelmiyor. Zamana ihtiyacı var. Adama eşine, çocuklarına ve başka sevdiklerine duygularını (sadece olumlu olanları değil münasip bir şekilde olumsuz olanları da) ifade etmesinin onun için belki daha fazla gerekli olduğunu anlatıyorum. Yaratıcı'nın, Kendisini sözel olarak da anmamızı istemesinin bizim ihtiyacımıza binaen olması gibi. "Bir bilsen içini ne kadar zenginleştirecek bu!" Bir bilse. Bilecek.
İyi ki ısrarcı kadın ve erkekler var. Sözün gücünün peşine düşen!

Mustafa Ulusoy, Zaman Gazetesi, 17 Temmuz 2009 Cuma

13 Temmuz 2009

bu çocuklar adamı öldürür.. :D

Geçen gün babam, amcam, yengem plastik cerrahi hakkında konuşuyorduk. Bir ara ben "plastik cerrah" deyince kardeşim Emir bekletmeden sordu sorusunu: Hiç plastikten cerrah olur mu? :D

Bu akşam da yine bir yanlış anlamaya binaen minik komşularımızdan M.Fatih'ten orjinal bir soru geldi. Akşam amcam ve kardeşlerimle dışarı çıkarken kardeşim Ömer biraz gecikti. Biz Ömer'i aşağıda, apartmanın bahçesinde bekliyorduk. Bu esnada M.Fatih de bizim ufaklıklarla aşağıda top oynuyordu. Sonunda Ömer aşağıya inince ben "Bizim tiki de sonunda geldi" dedim. Bunu duyan M.Fatih de yapıştırdı sorusunu: Ömer Abi'nin tiki mi var? :D